Allah, kendisinden başka ilah olmayandır! O, hayatın kaynağı ve dayanağıdır. Varlığı gözeten ve denetleyendir.

Kendinden öncekileri tasdik eden gerçeğin kaynağı bu kitabı/kuran ı sana o indirmiştir. Tevrat’ı ve İncil’i de o indirmiştir.

Daha önce de, insanlar için yol gösterici ve hakkı batıldan ayıran Furkanı o indirmişti. Allah’ın ayetlerini örtbas edenlere şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak üstün, yüce olan ve kişiye yaptığının acısını tattırandır.

Allah ki; ona yerde ve gökte olanlardan hiçbir şey gizli kalmaz.

Ana rahimlerinde size dilediği gibi şekil veren O’dur. Ondan başka ilah yoktur. O mutlak üstün olan ve verdiği her hükmünde isabet edendir.

Bu kitabı/kuran ı sana indiren O’dur. Bir kısmı muhkem/hüküm içeren ayetlerdir-ki bunlar kitabın özüdür- diğeri de müteşabih/benzeşen ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve bunun tevilini yapmak için bunun müteşabihinin peşine düşerler. Oysa bunun tevilini/ayetler arası bağlantıyı, Allah’ bilir. Bir de ilimde yüksek derece sahipleri, “Biz buna iman ettik, bunun hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Bunu ancak derin kavrayış sahipleri anlar.

Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi kaydırma. Bize katından rahmet bahşet, şüphesiz sen bol bol verensin.

“Rabbimiz, hakkında şüphe olmayan o günde bütün insanları toplayacak olan şüphesiz sensin. Allah, sözünden asla dönmez.”

Şüphesiz gerçeği örtbas eden kâfirlerin malları da çocukları da Allah’a karşı kendilerine zerre kadar fayda sağlamayacaktır. İşte bunlar, ateşin yakıtı olanlar.

Onların durumu tıpkı Firavun Hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar ayetlerimiz karşısında yalana sarıldılar, Allah da onları günahları sebebiyle cezalandırdı. Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.

O kâfirlere de ki, “Yakında yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü yerleşme yeridir.”

Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için bir ibret vardır. Bunlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfir idi. Gözleriyle onların kendilerinin iki misli olduklarını görüyorlardı. Allah, hak edeni yardımıyla güçlendirir. Bunda, basiret sahibi olanlar için gerçekten ibret vardır.

Kadınlara, evlatlara, öbek öbek yığılmış altın ve gümüşe, besili cins atlara, davarlara ve ekinlere karşı aşırı sevgi ve tutkuyla bağlanmak insanlara cazip göründü. Oysa bütün bunlar, dünya hayatının geçici hazlarıdır. En güzel barınak Allah katında olandır.

De ki: “Size bundan daha hayırlı olanı haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için; tertemiz eşlerin, Allah’ın rızasının olduğu ve içinde kalacakları, tabanından ırmakların çağladığı cennetler vardır. Allah, kullarını hakkıyla görendir.”

Onlar ki şöyle derler, “Rabbimiz, biz kesin olarak iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.”

Onlar; zorluklara sabredenler, imanlarında sadık olanlar, gönülden boyun eğenler, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.

Allah şahittir ki, ondan başka ilah yoktur. Melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de şahittir ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde isabet edendir.

Allah katında geçerli tek din İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, hakikat bilgisi kendilerine geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini örtbas ederse, iyi bilsin ki Allah, hesabı çok seri bir şekilde görendir.

Eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben, bana tabi olanlarla birlikte, varlığımı Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de de ki, “Siz de Müslüman oldunuz mu?”2. Eğer teslim oldularsa doğru yolu bulmuşlar demektir. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarını zaten görmektedir.

Allah’ın ayetlerine inanmak istemeyerek inkâr edenler, nebileri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler, işte onlara acıklı bir azabı müjdele!

İşte bunlar, dünyada ve ahirette amelleri boşa çıkanlardır. Onların bir yardımcısı da olmayacaktır.

Kendilerine kitaptan pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm versin diye Allah’ın kitabı kuran a çağırılıyorlar da, sonra onlardan bir kısmı dönüp yüz çeviriyor. Zaten onlar döneklerdir.

Bu, onların: “Ateş, bize sayılı günlerin dışında asla dokunmayacaktır.’’ demeleri yüzündendir. Uydura geldikleri yalanlar, dinlerinde onları aldanışa sürükledi.

Geleceğinde şüphe olmayan ve herkese kazandığının karşılığı hiçbir haksızlık yapılmadan ödeneceği o günde onları bir araya topladığımızda halleri nice olacak?

De ki: “Ey hükümranlığın gerçek sahibi Allah’ım, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin, dilediğini de alçaltır zelil edersin. Bütün hayır senin elindedir, şüphesiz sen her şey için bir ölçü koyan ve her şeye gücü yetensin.

“Geceyi gündüze geçirir, (Gündüzü uzatırsın) gündüzü de geceye geçirirsin. (Geceyi uzatırsın) Ölüden diri çıkarır, diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

Müminler, inananları bırakıp kâfirleri evliya/dost ve müttefik edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah’tan hiçbir bağlantısı kalmamıştır. Ancak, onlardan korunmak için geliştirdiğiniz bir taktik olması hariçtir. Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız için uyarıyor. Son varış Allah’adır.

“Gönlünüzdekini gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah her şeye bir ölçü koyan ve her şeye gücü yetendir.”

Herkesin, yaptığı bütün iyilikleri de kötülükleri de karşısında hazır bulacağı o gün; kişi arzu edecek ki, işledikleri kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız için uyarır. Allah kullarına karşı da çok şefkatlidir.

De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

De ki: “Allah’a ve Allah’ın ayetlerini tebliğ eden elçisine itaat edin!” Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.

Allah; Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini toplumlar arasından seçti.

Birbirinin soyundan gelen nesiller olarak, Allah hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.

Hani İmran’ın karısı demişti ki, “Rabbim karnımdakini özgür olarak sana adadım, benden kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilensin.

Onu doğurunca; “Rabbim, ben kız doğurdum.” dedi. Allah, onun ne doğurduğunu ve kızın erkek gibi olmadığını elbette en iyi bilendir. “Adını Meryem koydum. Onu ve onun soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana havale ediyorum” dedi.

Rabbi onu, büyük bir memnuniyetle kabul etti ve onu nadide bir çiçek gibi yetiştirdi. Onun bakımını da Zekeriya yüklendi. Zekeriya, ne zaman onun bulunduğu ibadet mahalline girse O’nun yanında farklı bir yiyecek bulurdu: “Bu sana nereden geldi?” dediğinde, Meryem şöyle cevap verirdi: “Bu, Allah katındandır.” Doğrusu Allah, hak edene kimseye hesapsız rızık bağışlar.

Zekeriya o anda ve orada Rabbine şöyle yalvardı: “Rabbim, bana katından tertemiz bir nesil ver! Kuşkusuz sen, duayı işitensin.”

Mihrapta namaz kılmakta iken, melekler ona seslendiler: “Allah sana, Allah’tan gelen bir kelimeyi tasdik eden, efendi, nefsine hâkim ve iyilerden bir nebi olarak Yahya’yı müjdeliyor!’’

“Rabbim, yaşlılık benim yakama yapışmışken ve karım da kısır iken nasıl benim bir oğlum olacak?” dedi. Allah: “İşte Allah böyledir, O dilediğini yapar!” buyurdu.

“Rabbim, bana bir delil ver.” dedi. Allah da: “Senin delilin üç gün, insanlarla işaretle anlaşmak dışında konuşamamandır. Rabbini çokça zikret ve sabah akşam tespih et.” buyurdu.

Hani bir zamanlar da melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem, Allah seni seçti. Seni tertemiz etti ve bütün toplumların kadınlarına, seni seçip üstün yaptı.

“Ey Meryem, Rabbine gönülden boyun eğ, secde et; rükû edenlerle birlikte rükû et!

Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye (Kur’a için) kalemlerini suya atarken sen onların yanında değildin, konuyu tartışırlarken de yanlarında değildin.

Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni katından bir kelime ile müjdeliyor; Mesih Meryem oğlu İsa olacak. Dünya’da ve ahirette itibarlı, seçkin ve Allah’a yakınlardan olacak.

“O, insanlarla beşikte iken de yetişkin biri iken de konuşacak ve O, iyilerden biri olacak.”

Meryem, şöyle dedi: “Rabbim, bana hiçbir beşer eli dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?” Melek: “İşte böyle, Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasını dilediği zaman ona “Ol” der ve oluş başlar.”

O’na kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecektir.

Ve O’nu, İsrailoğullarına (Şöyle diyen) bir elçi olarak gönderecektir. “Ben size Rabbinizden bir ayet/mucize ile geldim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yaparım, ona üflerim. Allah’ın izniyle, hemen uçan bir kuş olur. Anadan doğma körleri, alacalıları iyi ederim; Allah’ın izniyle, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber veririm. Eğer mümin olmuş kimseler iseniz bunda sizin için bir delil vardır.

“Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik etmekle beraber size haram edilen şeylerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden bir ayetle geldim. Allah’a karşı sorumlu olun ve bana itaat edin!”