Elif, Lâm, Râ! Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman, çok güçlü ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna iletmen için, sana indirdiğimiz kitaptır.

O Allah ki, göklerde ve yerde olanların hepsi onundur.(1) Uğrayacakları şiddetli azaptan dolayı bu gerçeği görmeyen kâfirlere yazıklar olsun!(2)

Onlar ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (1) insanları Allah’ın gerçek dininden saptırırlar ve onun yolunu eğri büğrü göstermeye çalışırlar.(2) İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler.(3)

Biz, vahyi açık ve net olarak iletebilsin diye, her elçiyi kendi halkının diliyle gönderdik.(1) Allah artık, sapkınlığı tercih edeni sapkınlığa iletir, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir.(2) Zira O her işi mükemmel ve her hükmü doğru olandır.(3)

Musa’yı ayetlerimizle, “Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar (1) ve Allah’ın nimet ve imtihan günlerini onlara hatırlat!” diye göndermiştik.(2) İşte bunda sonuna kadar sabreden ve nimetlerin hakkını verip şükreden herkes için dersler vardır.(3)

Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demiş ti: "Allah'ın size lütfettiği nimetlerini bir hatırlayın; hani size işkencenin en kötüsünü yapmak için oğullarınızı boğazlayarak öldüren ve kadınlarınızı da sağ bırakan Firavun ve adamlarının zulmünden sizi kurtarmıştı. İşte bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı."

Hani Rabbiniz şunu ilan etmişti: "Andolsun ki eğer şükrederseniz/nimetlerin hakkını verirseniz o nimetleri kesinlikle artırırım; eğer nankörlük ederseniz iyi bilin ki azabım da pek çetindir!"

Ve Musa devamla dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunan herkes topyekûn nankörlük etseniz bile, iyi bilin ki Allah kimseye muhtaç olmayan (1) ve övgülerin tamamına layık olandır." (2)

Sizden önce gelip geçen, Nuh, Ad ve Semud kavminin ve sayılarını yalnızca Allah’ın bildiği daha nice toplumların haberleri size ulaşmadı mı? (1) Oysa elçileri onlara hakikatin apaçık belgeleri ile gelmişlerdi de, elleriyle ağızlarını kapatıp onları susturmak istemişler ve “Biz size gönderilene inanmıyoruz, ayrıca bizi çağırdığınız şeyler hakkında ciddi şüpheler taşıyoruz!” demişlerdi.(2)

Elçiler de: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüpheniz var? (1) Oysaki O, günahlarınızı bağışlayıp böylece belirlenmiş süreye kadar helakınızı ertelemek için sizi çağırıyor.” dediler.(2) Onlar da: “Siz de, sadece bizim gibi birer beşersiniz; (3) siz bizi babalarımızın öteden beri kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz.(4) Öyleyse bize apaçık bir delil/mucize getirmelisiniz!” dediler.(5)

Elçileri de onlara dedi ki: “Evet, bizde ancak sizin gibi birer beşeriz,(1) ama Allah kullarından layık olan kimseye elçilik vererek onurlandırır.(2) Bununla beraber Allah’ın izni olmadıkça biz size delil/mucize getiremeyiz.(3) Artık inananlar sadece Allah’a dayanıp güvensinler.(4)

"Hem O, bize yollarımızı bulmada rehberlik etmişken, neden Allah'a güvenip dayanmayalım ki? Bize ettiğiniz eziyete ve sıkıntılara kesinlikle katlanıp direneceğiz. Öyleyse güvenip dayanmak isteyen herkes sadece Allaha güvenip bağlansın.

Gerçekleri örtbas eden o kâfirler elçilerine şöyle demişti: "Ya sizi bu ülkeden sürüp çıkarırız ya da bizim inanç sistemimize geri dönersiniz."(1) Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Zalimleri/inanca baskı yapanları, kesinlikle helak edeceğiz.(2)

"Ve onların ardından o memleketlere sizi yerleştireceğiz. İşte bu vaat, benim makamımdan korkan ve tehdidimden korkanlar içindir."

Elçiler zafer ve fetih istediler, böylece inatçı zorbaların tümü yıkılıp gittiler.

Onun da ötesinde cehennem var; orada onlara kanlı irinli iğrenç bir su içirilecek!

Onu yutmak için yutkunacak fakat bir türlü yutamayacak. Ölüm onu her yandan sardığı halde bir türlü ölemeyecek, fakat onunda ötesinde çok daha ağır bir azap onu bekleyecek!

Rablerinin ayetlerini tanımayanların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle saçıp savurduğu küle benzer; ellerine kazandıklarından hiçbir şey geçmez. İşte en derin sapıklık ve en büyük kayıp budur.

Allah’ın, gökleri ve yeri gerçek bir amaç için yarattığını görmüyor musun?(1) Eğer O dilerse, sizi yok edip yerinize yepyeni bir topluluk getirir.(2)

Bir gün hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar ve zayıf görüşlü olup başkalarının peşinde körü körüne gidenler, peşinden gittikleri o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz dünyadayken hep sizin peşinizden gelmiştik. Şimdi bizi, Allah'ın azabından azda olsa kurtarabilir misiniz?" Onlar da: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi eriştirirdik. Allah bize buradan çıkış yolunu gösterseydi, bizde size gösterirdik. Ama artık sızlansak da, katlansak da bir şey fark etmeyecek. Çünkü kaçıp sığınacak bir yerimiz yok." derler.

Ve hüküm kesinleşip iş bitince şeytan diyecek ki: "Allah'ın size vaat ettiklerin hepsi gerçekti, ben ise size birtakım sözler verdim; ama verdiğim bu sözleri tutmadım. Aslında benim sizin üzerinizde hiçbir yaptırım gücüm de yoktu. Ben sizi sadece davet ediyordum; siz de benim çağrıma uyuyordunuz. Dolayısıyla beni suçlamayın, kendinizi suçlayın. Şimdi ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Zaten daha önce sizin beni Allah'a ortak koşmanızı asla kabul etmemiştim. Şu bir gerçek ki şeytanın yolundan gidenlere acıklı bir azap vardır.

Ama iman edip imanın gereği olan doğru ve güzel işler yapanlar, tabanından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar. Onların orada kalıcı olmalarına Rableri izni vermiştir.(1) Orada onların birbirlerine esenlik dilekleri "Selam" olacak.(2)

Allah'ın güzel bir söze nasıl bir benzetme yaptığını görmez misin? O güzel söz; kökü yerde sağlam, dalları göğe doğru uzanan verimli bir ağaca benzer.

Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. İnsanlar, öğüt alsınlar diye Allah onlara böyle misaller verir.

Çirkin bir sözün örneği de; kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kuru bir ağaç gibidir.

İşte Allah iman edenleri, bu sağlam ve sabit sözle dünya hayatında da, ahirette de sapasağlam ayakta tutar. Kötü söze tutunanları, sapkınlıklarıyla baş başa bırakır Çünkü Allah dilediğini gerçekleştirir.

Allah'ın verdiği onca nimete nankörlükle karşılık verenleri ve böylece hem kendilerini hem de toplumlarını helak yurduna sürükleyenleri görüyorsun değil mi?

O helak yurdu cehennem… Oraya atılacaklar. Ne kötü bir durak!

Onlar insanları Allah'ın yolundan saptırmak için O’na birtakım ortaklar koşmuşlardı.(1) De ki: "Biraz daha bu dünyanın keyfini sürün bakalım. Nasıl olsa varacağınız yer ateştir."(1)

İman eden kullarıma söyle; hiçbir pazarlığın ve eş-dost ilişkisinin işe yaramayacağı o gün gelip çatmadan önce, namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine verdiğimiz servetten gizli veya aşikâr sarf etsinler.

O Allah ki, gökleri ve yeri yaratmış, gökten yağdırdığı yağmur ile size rızık olarak nice ürünler meydana getirmiş. Koyduğu tabiat yasaları ile denizlerde süzülüp gitmekte olan gemileri hizmetinize sunmuş, nehirleri de sizin hizmetinize sunmuştur.

Yine o yörüngelerinde düzenli bir şekilde seyreden güneşi ve ayı istifadenize sunduğu gibi aynı yasayla geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize sunmuştur.

İşte böylece O, size yaşamanız için gerekli olan her şeyi vermiştir. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız onu saymaya gücünüz yetmez. Doğrusu insan çok zalim ve çok nankördür.

Hani İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu beldeyi güvenlikli kıl; beni ve oğullarımı, hepimizi putlara tapmaktan uzak tut!

"Rabbim! Onlar birçok insanın yoldan çıkmalarına sebep oldular. Artık kim bana uyarsa, o benimle aynı yoldadır. Kim de bana isyan ederse, sen yine de bağışlar merhamet edersin."

"Rabbimiz! Ben soyumdan bazılarını senin kutsal evinin civarında ekip biçmeye elverişli olmayan kıraç bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onlar namazlarını dosdoğru kılsınlar diye böyle yaptım. Sen de insanların gönüllerini onlara meylettir, onları çeşitli ürünlerle rızıklandır ki sana şükretsinler."

"Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Zira yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."

"Her türlü övgü ve sena, ihtiyarlığımda bana İsmail ve İshak'ı bağışlayan Allah'ım sana aittir. Gerçekten de benim Rabbim duaları işitendir.

"Ey Rabbim! Beni ve neslimden gelenleri namaz kılanlardan eyle ve duamı kabul buyur."

"Rabbimiz! Hesapların görüleceği o günde beni, anamı, babamı ve bütün inananları bağışla!"

Sakın ola ki Allah'ı, zalimlerin/ülkede fesat çıkaranların yaptıklarından habersiz sanma! Ne var ki O, yalnızca onları, gözlerin dehşetten yuvalarından fırlayacağı bir güne ertelemektedir.

O gün başlarını yukarıya dikmiş, bakışları kendilerine dönemeyecek şekilde gözleri donup kalmış, akılları başlarından gitmiş, panik bir halde çağrıldıkları yere doğru koşarlar.

İnsanları, kendilerine böyle bir azabın geleceği gün hakkında uyar. O gün kendilerine yazık edenler: "Rabbimiz! Bize birazcık daha mühlet ver de senin çağrına uyalım, böylece elçilere tabi olalım." derler. Onlara: "Sizler değil miydiniz, daha önce ‘Diriliş yok, hesap verme diye bir şey yok!' diye yemin edenler?" denilecek.

Üstelik sizler, kendilerini helaka sürükleyenlerin yurtlarına yerleşmiştiniz ve bizim onları nasıl helak ettiğimiz size açıklanmıştı. Ayrıca bu konuda size birçok örnekler de vermiştik.

Evet onlar her türlü tuzağı kurmuşlardı; onların tuzakları dağları yerinden oynatacak kadar da olsa, Allah onların tuzaklarını boşa çıkarmıştı.

Sakın ola ki, Allah’ın elçilerine verdiği vaadinden cayacağını zannetme!(1) Unutma ki Allah, güçlü olan ve herkese yaptığının cezasını tattırandır.(2)

Bir gün gelecek yeryüzü başka bir yeryüzüne, gökler de başka göklere dönüşecek ve herkes tek hâkim/doğru karar veren ve egemen güç olan Allah'ın huzurunda toplanacak.

Ve sen o gün suçluların, zincirlere vurulmuş olduğunu göreceksin.

Onların elbiseleri katrandan olacak ve yüzlerini de ateş bürüyecek…