Şimdi bu insanlar hiç bir sıkıntı ve zorlukla sınanmadan yalnızca "İman ettik" demekle, kendi hallerine bırakılacaklarını mı sanıyorlar.

Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de çeşitli sıkıntılarla sınamıştık, böylece Allah, "İman ettik" sözünde kimin samimi, kimin de yalancı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Yoksa kötülük yapmayı sürdürenler bizi atlatabileceklerini mi sanıyorlar? Ne berbat bir karar veriyorlar öyle!

Her kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, şüphesiz ki Allah'ın tayin ettiği o kavuşma günü mutlaka gelecektir. Zira O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

Kim, Allah yolunda çalışıp didinirse bunu ancak kendisi için yapmış olur, çünkü Allah'ın toplumlardan hiç kimseye ihtiyacı yoktur.

İman edip, imanın gereği güzel işleri yapanlara gelince, kesinlikle biz onların yaptıkları kötülükleri örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeli ile ödüllendireceğiz.

İnsana, anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmiştik. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan, şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme! Unutma ki dönüşünüz banadır. İşte o gün ben de size yapmış olduğunuz her şeyi bir bir haber vereceğim.

İman edip imanın gereği güzel işler yapanları kesinlikle iyi ve erdemli kimselerin arasına katacağız.

İnsanlardan kimi de vardır ki "Allah'a inanıp güvendik" derler sonra Allah yolunda herhangi bir eziyete uğrayınca da bunu Allah'ın bir azabıymış gibi görürüler. Ama Rabbinden sana bir zafer geldiğinde de "Kesinlikle biz sizinle beraberdik" derler, Peki Allah bütün toplumların içinden geçenleri en iyi bilen değil midir?

Hiç şüphesiz Allah, gerçekten iman edenleri bilir ve inanmadıkları halde inanmış gibi görünen ikiyüzlüleri de.

Gerçekleri örtbas eden kâfirler inananlara: "Bizim yolumuza uyun, sizin günahınız bizim boynumuza olsun" derler. Oysa onlar kıyamet günü inananların en küçük bir günahını dahi üstlenmeyecekler, onlar katıksız bir yalancıdırlar.

Elbet onlar, kendi günahlarını zaten yüklenecekler, onun yanında yoldan çıkardıkları kimselerin günahlarını da yüklenecekler ve din adına uydurdukları her şeyden kıyamet günü sorguya çekilecekler.

Biz Nuh'u kavmine elçi olarak göndermiştik. Nuh onların arasında elli yıl eksiği ile bin sene kaldı. Sonunda, kendilerine yazık etmiş bir durumda iken tufan onları yakalayıverdi.

Biz de Nuh'u ve gemide bulunanların tümünü kurtardık ve bunu insanlığa bir ibret vesilesi kıldık.

İbrahim'i de elçi olarak göndermiştik. O da kavmine şöyle demişti: - Allah'ı gerektiği gibi tanıyıp ona kulluk edin ve ona karşı gelmekten sakının! Eğer bilirseniz bu sizin için çok daha hayırlıdır.

- Siz ancak, Allah'ın peşi sıra uydurup putlaştırdıklarınıza kulluk ediyor ve onlara asılsız nitelikler yakıştırıyorsunuz. Ama şunu iyi bilin ki Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, size bir lokma bile veremezler. O halde siz tüm rızkınızı Allah katında arayın ve yalnız ona kulluk edin ve onun verdiği nimetlere şükredin zira sonunda ona döndürüleceksiniz.

- Şayet beni yalanlarsanız, unutmayın ki sizden önceki toplumlar da elçilerini yalanlamışlardı. Bir elçinin görevi ilahi mesajı apaçık iletmekten başka bir şey değildir.

Şimdi onlar, Allah'ın ilk yaratmayı nasıl başlattığını ve sonra onu, tekrar tekrar yaratmaya nasıl devam ettiğini görmüyorlar mı? Şüphesiz ki bunu yapmak Allah için kolaydır.

De ki: - "(Ey İnsanlar)" yeryüzünü gezip dolaşın da Allah'ın ilk yaratmayı nasıl başlattığını bir araştırın. Daha sonra Allah, yeni bir yaratışla öteki hayatı da işte böyle yeniden yaratacaktır. Kuşkusuz, Allah her şey için bir ölçü koyandır.

Zira O, hak edene azap eder ve hak edene de rahmet eder. Ve siz her durumda ona döndürüleceksiniz.

Siz, ne yeryüzünde ne de gökyüzünde Allah'ın elinden kaçıp kurtulamazsınız, İyi bilin ki sizin Allah'tan başka veliniz de yardımcınız da yoktur.

Allah'ın ayetlerine inanmak istemeyen kâfirler ve onun huzuruna çıkıp hesap verme gerçeğini hesaba katmayanlar var ya işte onlar rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte onlar için çok acı bir azap vardır.

İbrahim'in kavminin cevabı: - Onu öldürün veya onu ateşte yakın! Demekten ibaret oldu. Ancak Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanacak bir toplum için alınacak nice ibretler vardır.

İbrahim onlara dedi ki: - Sizin Allah'ın berisinden putlaştırdıklarınız bu dünya hayatında birbirinizle kaynaşmanıza vesile olduğu içindir. Ama daha sonra kıyamet gününde birbirinizi tanımayacak ve birbirinize lanet edeceksiniz ve varacağınız yer cehennem olacak. Ve sizin hiçbir yardımcınız da olmayacak.

Ona ilk Lut iman etmişti. İbrahim dedi ki: - Ben, Rabbimin bana emrettiği yere hicret ediyorum. Çünkü O çok güçlüdür ve benim hakkımda doğru karar verendir, demişti.

Biz de İbrahim'e, İshak ve Yakup'u bahşettik, onun soyundan gelenlere nübüvvet ve kitap verdik. Böylece onu dünyadayken mükâfatlandırdık, ahirette ise o, Salih kullar arasında yer alacaktır.

Lut'u da elçi olarak görevlendirmiştik o da kavmine şöyle demişti: - Şu kesin ki siz, daha önce milletlerden hiç kimsenin yapmadığı iğrenç bir işi yapıyorsunuz.

- Siz, nasıl oluyor da erkeklerle ilişkiye giriyor, meşru ilişki yolunu kapatıyor ve bir araya gelince de her türlü edepsizliği yapabiliyorsunuz? Halkının Lut'a cevabı ise: - Eğer doğru söylüyorsan haydi durma bize Allah'ın şu azabını getir demekten başka bir şey olmadı.

Lut da dedi ki: - Rabbim! Bu bozguncu ve sapık topluma karşı bana yardım et.

Elçilerimiz İbrahim'e evlat müjdesi ile geldiklerinde: - Haberin olsun biz, şu belde halkını helak etmekle görevliyiz, zira orada yaşayan halk iyice azmış ve ahlaksızlığa batmış durumda, dediler.

İbrahim: - Fakat orada Lut var, dedi. - Biz, orada kimin olduğunu çok iyi biliyoruz. O'nu ve ailesini kurtaracağız, fakat karısı hariç. O geride kalıp helak olanlar arasında yer alacak, dediler.

Elçilerimiz, Lut'a geldiklerinde, kavminin, gelen elçilere bir kötülük yapacağından korkarak yüreği daraldı ve çaresizlik içinde ne yapacağını şaşırdı. Elçiler ona: - Korkma ve bizim için tasalanma! Biz, seni ve aileni kurtaracağız, ancak hanımın hariç o geride kalıp helak olanların arasında yer alacak.

Biz, yaptıkları ahlaksızlıktan dolayı bu şehrin halkına gökten taş yağdıracağız.

Ve biz orada aklını kullanabilen bir toplum için apaçık belge olan işaretler bıraktık.

Medyen şehrine de soydaşları olan Şuayb'i elçi olarak gönderdik. O da onlara şöyle dedi: - Ey kavmim, Yalnız Allah'a kulluk edin ki ahiret gününü umutla bekleyebilesiniz, bu memlekette azgınlık ederek fesat çıkarmayın!

Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları ansızın korkunç bir sarsıntı/deprem yakaladı ki yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

Biz Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Evlerinin kalıntıları size bunu açıkça göstermektedir. Şeytan, onlara yaptıkları kötülükleri güzel göstermiş böylece onları yoldan çıkarmıştı. Oysa onların gerçeği görebilecek kabiliyetleri vardı.

Karun, Firavun ve Haman da benzer bir akıbete uğradı Hâlbuki Musa, onlara hakikatin apaçık belgeleri ile gelmişti. Fakat onlar kibirlenip ülkede bozgunculuğa devam ettiler ama bizim azabımızdan kurtulamadılar.

Sonuçta hepsini günahlarından dolayı cezalandırdık. Onlardan kiminin üzerine taş savuran kasırga gönderdik. Kimini bir çığlık yok etti. Kimini de yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Oysa Allah, onların hiç birine haksızlık yapmıyordu, fakat onlar kendi kendilerine yazık ediyorlardı.

Allah'ın peş sıra sığınacak birtakım veli/otoriteler edinenlerin durumu; kendine yuva yapan dişi örümceğin durumuna benzer ki, yuvaların en zayıfı örümceğin yuvasıdır. Keşke bu hakikati kavrayabilselerdi.

Kuşkusuz ki Allah onların, kendisinin peşi sıra nelere dua ile yalvardıklarını çok iyi biliyor. Zira yüceler yücesi olan o'dur, her hükmü doğru olan O'dur.

İşte, biz insanlara böyle misaller veriyoruz, ancak bunları gerçek ilim sahiplerinden başkası kavrayamaz.

İyi bilin ki Allah, gökleri ve yeri gerçek bir amaç için yarattı. Şüphesiz bunda müminlerin alacağı bir ders mutlaka vardır.

Sana vahyolunan bu kitabı/kuran ı oku ve ilet! Namazı da hakkını vererek kıl! Çünkü namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Elbette Allah'ın zikri/kitabı en büyüktür. Unutmayın ki Allah, yaptığınız her şeyi bilir.

Size saldırganca davrananlar hariç kitap ehli ile en güzel şekilde mücadele edin ve onlara şöyle deyin: - Biz, bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir. Biz Müslüman olmuş kimseleriz.

Biz bu kitabı sana diğer kitapları da kapsayan bir mesaj olarak indirdik. Onun için daha önceden kendilerine kitap verdiklerimiz buna inanırlar. İşte şu etrafındakilerden de buna inanacak olanlar da vardır. Aslında bizim ayetlerimize bile bile inanmak istemeyenler kâfirlerdir.

Oysa sen daha önce herhangi bir kutsal kitap okumuş değildin ve bunu kendin yazabilecek durumda da değildin. Eğer öyle olsaydı batılı hâkim kılmak isteyenler insanları şüpheye düşürürlerdi.

Gerçekte bu Kur'an, kendilerine ilahi kelam ile insan sözünü ayırt edebilecek bir kabiliyet verilmiş olanların gönüllerinde yer etmiş bir mesajdır, zira bilinci alt üst olmuşlardan başkası bizim ayetlerimiz karşısında bile bile yanlışta ısrar etmezler.

Bir de kalkıp; "Rabbinden sana mucizeler indirilmeli değil miydi" diyorlar, deki: - Mucizeler indirmek sadece Allah'ın elindedir, ben ise apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.