Bu Kur'an rahmeti sonsuz merhameti sınırsız olan Allah katından indirilmiştir.

Kavrayabilen bir toplum için ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıklanmış Arapça bir Kur'an olarak indirilmiştir.

Müjdeler ve uyarılar içeren bir kitap olarak. Hal böyleyken onların çoğu dinlemeyerek bu Kur'an'dan yüz çeviriyor.

Ve senin bizi çağırdığın şeye karşı bilgi ve idrakimiz kapalıdır, kulaklarımızda ise bir ağırlık var/seni dinleyecek halimiz yok. Çünkü seninle bizim aramızda da bir engel var. Öyleyse sen işine bak, biz de işimize bakalım, diyorlar.

Sen de de ki: -Evet, ben de sizin gibi sadece bir beşerim. Ancak bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Öyleyse yalnız O'na yönelin ve ondan günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Aksi takdirde şirk koşanların vay haline.

Ki onlar zekât vermiyorlar çünkü onlar ahirete inanıp güvenmiyorlar.

Ama iman ederek iyi ve güzel işler yapanlar, işte bunlar için de bitmez tükenmez mükâfatlar vardır.

De ki: -Siz, dünyayı iki evrede yaratanı inkâr ederek O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? Hâlbuki O'dur âlemlerin Rabbi/sahibi.

Allah yeryüzünü sabit ve sağlam dağlarla perçinledi ve orayı bereketli ve yaşanabilir bir hale getirdi. Canlıların istek ve ihtiyaçlarını giderebilmeleri için (önceki iki evreyle birlikte) dört evrede de oraya bir düzen tesis etti.

Bu sırada henüz gaz halinde bulunan göğe yönelip ona ve yeryüzüne: - Benim yasalarıma ister gönüllü ister gönülsüz boyun eğin! Dedi. Onlar da: - Senin yasalarına isteyerek boyun eğdik, dediler.

Böylece Allah gökleri iki evrede yedi tabaka olarak düzenledi ve her bir tabaka ya kendi görev yasasını bildirdi. Nihayet biz yakın dünya göğünü yıldızlarla süsledik ve bir koruma sistemi oluşturduk işte bu her işinde mükemmel olan ve her şeyi bilen Allah'ın tesis ettiği bir düzendir.

Bütün bu gerçeklere rağmen yüz çevirirlerse, onlara de ki: -Ben sizi, Ad ve Semûd toplumlarını helak eden yıldırımın benzeri bir yıldırımla uyarıyorum.

Oysa onlara elçileri gelip her türlü ikna yoluna başvurarak "Allah'tan başka hiç bir şeye kulluk etmeyin" diyerek uyarmışlardı. Fakat onlar da; "Eğer Rabbimiz dileseydi elçi olarak melekleri gönderirdi. Bunun için biz sizin tebliğ ettiğiniz inancı reddediyoruz," diye karşılık vermişlerdi.

Ad kavmi hak hukuk tanımayarak ülkede büyüklük taslamış ve: -Bizden daha güçlü kim varmış? Diyerek meydan okumuştu. Kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu hiç düşünmediler ve bile bile Allah'ın ayetlerini inkâr etmeyi sürdürdüler.

Sonunda biz de, o uğursuz günlerde onların üzerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Böylece onlara dünya hayatında alçaltıcı azabı tattırdık. Ahiretteki azapları ise çok daha alçaltıcı olacak ve hiçbir kimseden yardım da göremeyecekler.

Semûd'a gelince, onlara da doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar doğru yola karşı körlüğü tercih ettiler. İşledikleri günahları yüzünden onları da alçaltıcı azabın sarsıntısı yakalayıverdi.

Ama biz, inananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.

O gün, Allah'ın düşmanları bir araya getirilecek ve topluca cehenneme sürülecekler.

Cehennemin önüne vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, dünyada yaptıklarına dair onların aleyhinde şahitlik edecekler.

Onlar derilerine soracak: -Niçin bizim aleyhimizde şahitlik ettiniz? Derileri de şöyle cevap verecek: -Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa o yaratmıştı şimdi de onun huzuruna getirilip hesap veriyorsunuz.

Vaktiyle siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin sizin aleyhinizde şahitlik edeceğine inanmadığınız için günah işlemekten sakınmıyordunuz. Üstelik Allah'ın, sizin yapıp ettiklerinizin çoğunu bilmediğini zannediyordunuz.

İşte Rabbiniz hakkındaki bu yanlış düşünceniz sizi helake sürükledi ve sonun da hüsrana uğrayanlardan oldunuz.

Şimdi dayansalar da dayanmasalar da artık onların yeri cehennemdir. Eğer Allah'ın razı olacağı işler yapmak için dünyaya dönmek isterlerse bu istekleri asla kabul edilmeyecektir.

Güdümüne girdikleri bir takım yoldaşları onların yaptıkları ve yapacakları kötü işleri kendilerine güzel gösterdiler. Sonunda kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarının hakkında gerçekleşen azap hükmü onlar içinde gerçekleşmiş oldu. Hiç şüphe yok ki onlar böylece kaybedenlerden oldular.

Gerçekleri örtbas eden kâfirler: -Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve okunurken gürültü yapın ki, böylece onu anlaşılmasını engellemiş olursunuz demişlerdi.

Biz de o kâfirlere çok şiddetli bir azap tattıracağız ve onları işledikleri günahların en kötüsüyle cezalandıracağız.

İşte böyle Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir! Ayetlerimizi bile bile inanmak istemeyip inkâr etmeleri sebebiyle cehennem onlar için kalacakları yurt olacaktır.

Gerçekleri örtbas eden kâfirler şöyle feryat edecekler: -Rabbimiz, dünyadayken bizi saptıran cinleri ve insanları ne olur bize göster de onları ayaklarımızın altına alıp çiğneyelim de bugün en alçak onlar olsunlar!

Ama "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara gelince: Onlara melekler gelirler: -Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin, diye müjde verirler.

-Ve biz dünya hayatında olduğu gibi ahirette de sizin dostunuz olarak yanınızdayız. Cennette canınız çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey emrinizdedir.

-Bütün bunlar eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet sahibi olan Allah'tan bir ikramdır.

"Ben Müslümanlardanım" diyen, iyi ve güzel işler yapan ve insanları yalnızca Allah'a davet eden, kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?

İyilik ile kötülük asla bir olmaz, sen kötülüğü en güzel şekilde sav bak gör o zaman seninle aranda düşmanlık olan kişi çok samimi ve yakın bir dost oluvermiş.

Böyle bir meziyete ancak sabırda direnenler ulaşabilir. Evet, bu meziyete ancak yüksek ahlak ve erdem sahipleri ulaşabilir.

Eğer şeytan tabiatlı kimseler senin sabrını zorlarlar ve seni fevri/kötü düşünce ve davranışa sevk ederlerse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, her şeyi işitendir ve her şeyi bilendir.

Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah'ın kudretine işaret eden delillerdendir. Eğer siz gerçekten sadece Allah'a kulluk etmek istiyorsanız güneşe ve aya değil onların yaratıcısı olan Allah'a secde edin.

Eğer kibirlenip böbürlenecek olurlarsa iyi bilsinler ki Rabbinin katında bulunan melekler bıkıp usanmadan gece ve gündüz O'nun yüceliğini dillendirip şanını yüceltmektedirler.

O'nun ayetlerinden/delillerinden biri de şudur: -Şu gördüğün kupkuru toprak üzerine yağmur yağdırdığımızda hemen harekete geçer ve kabarır. Ölü toprağa böyle hayat veren, hiç şüphesiz ölüleri de diriltecektir. Zira O her şey için bir ölçü koyandır.

Bütün bu delillerimizin gösterdiği gerçeklerden yüz çevirenler asla bizden gizlenip kaçamazlar. Söyleyin bakalım kıyamet günü ateşe atılan kimse mi yoksa o gün güven içinde huzurumuza gelen kimse mi daha iyidir? İstediğinizi yapın bakalım, nasıl olsa Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

Kendilerine gelen bu ilahi uyarıya inanmayanlar iyi bilsinler ki bu Kur'an yüce ve eşsiz bir kitaptır.

Zira batıl onun ne önünden ne ardından hiçbir şekilde yaklaşamaz. Çünkü O, her hükmü doğru ve tüm övgülere layık olan Allah katından indirilmiştir.

Sana yapılan bu ithamlar senden önceki elçilere yapılan ithamlardan hiç de farklı değildir. Unutma ki senin Rabbin sonsuz bir mağfiret sahibidir ama aynı zamanda can yakıcı bir azabın da sahibidir.

Eğer biz bu Kur'an'ı Arapça dışında bir dille indirseydik, onlar bu sefer de: -Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil, Arap olan birine yabancı dilde bir kitap mı? Diyeceklerdi. De ki: -Bu Kur'an kendisine inanıp güvenenler için bir kılavuz ve bir şifadır, ona inanıp güvenmeyenlerin ise kulaklarında kurşun vardır, ondan dolayı bu mesaj onlara anlaşılmaz geliyor. İşte onlar kendilerine çok uzaktan seslenilen fakat söylenenden bir şey anlamayan kişi gibidirler.

And olsun ki biz Musa'ya kitap vermiştik de onun hakkında da ihtilaf edilmişti. Şayet Rabbinin daha önce azabı ertelemeyle ilgili bir hükmü olmasaydı onların da işi çoktan bitirilmiş olurdu. Hiç kuşku yok ki onlar bu Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

Artık kim iyi ve güzel işler yaparsa, bunu kendisi için yapmış olur. Kim de kötü bir iş yaparsa o da bunu kendi aleyhine yapmış olur. Zira senin Rabbinin kullarına haksızlık etme ihtimali yoktur.

Kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi yalnızca Allah'ın bileceği bir iştir. Zira O'nun bilgisi dışında ne bir meyve kabuğundan çıkabilir, ne bir dişi hamile kalabilir ne de doğurabilir. O gün Allah onlara: -Hani nerede benim ortaklarım? Diye seslendiğinde onlar: -İtiraf etmemiz gerekir ki senin ortakların olduğunu kabul edecek bizden kimse yok, derler.

Çünkü daha önce yalvarıp yakardıkları kimseler kendilerinden uzaklaşıp kaybolup gitmişlerdir. Onlar da artık bir kaçış yolunun kalmadığını anlamışlardır.

Şu nankör insan mal mülk istemekten asla bıkıp usanmaz. Ama başına bir sıkıntı gelince de ümidini yitirip karamsarlığa düşer.

Fakat başına gelen bu sıkıntıdan sonra, biz ona katımızdan bir bolluk ve rahatlık verdiğimizde de tutar: -Bu zaten benim hakkımdır, hem ben kıyametin kopacağını falan da sanmıyorum. Eğer kıyamet kopar da Rabbimin huzuruna çıkarılacak olursam hiç şüphem yok ki O'nun katında beni en güzel mükâfat beklemektedir, diye küstahlık eder. Oysa biz gerçekleri örtbas eden bu kâfirlere işledikleri günahları bir bir haber vereceğiz ve onlara en ağır azabı tattıracağız.